Burc yorumlari

  • İslami evlilik

    İslâmî Evlilik Üzerine 56

    Evlilik nedir, başına İslâmî kelimesinin eklenmesi neyi ifade eder, nasıl bir anlam yükler?
    Genel mânâda evlilik, bir kadınla bir erkeğin, inançlarına göre meşrû olan bir biçimde karı-koca olmak üzere kurdukları birliktir. İslâm’a göre evlilik, aralarında evlenmeyi engelleyen bir yakınlık veya durum bulunmayan bir kadınla bir erkeğin, şartlarına uygun olarak yapacakları evlenme akdinin doğurduğu hukûkî ve sosyal sonuçtur. Evlilik kelimesinin başına “İslâmî” vasfı getirildiği zaman bu vasfa uygun bir evlilik anlaşılır. Bu vasfa uygun evlilik, amacı, tarafların seçilişi, akdi ve şartları ile İslâm’ın bağlayıcı kurallarına uygun düşen bir evliliktir.

    İdeal İslâmî evlilik, nasıl bir şeydir?
    Bu soru evliliği ideal olan ve olmayan ayırımına tâbî tutuyor. Halbuki genellikle idealle reel, düşünülen ile gerçekleşen, hayal edilen ve beklenen ile elde edilen arasında fark vardır. Bizim burada ideal olan değil, genellikle gerçekleşen ve İslâmî demek için yeterli şartları taşıyan evlilik üzerinde durmamız gerekir. Nasslara bakılırsa İslâm’ın da ideal evliliği değil, asgarî veya ortalama şartları taşıyan, fonksiyonunu yerine getiren, amaca ulaştıran evliliği öngördüğü, bununla yetindiği anlaşılır. Delil olarak eşlere karşı âdil davranma emrini alalım: Allah Teâlâ “Ne kadar isteseniz kadınlarınız arasında tam adâleti asla gerçekleştiremezsiniz…”57 buyuruyor. Eğer ideal olmayan evlilik İslâmî de olmasa ve yapılmaması gerekse idi bunun arkasından “öyleyse evlenmeyin” yasaklamasının gelmesi gerekirdi, halbuki şöyle buyuruluyor: “…. bu sebeple birisine tamamen meyledip diğerini askıdaki gibi bırakmayın…” Buna göre bir erkek, kadınları ile paylaşacağı maddî ve mânevî hayatı, eczacı terazisi gibi bir ölçü ile eşit tutmakla değil, apaçık, objektif, katlanılamaz eşitsizlik ve dengesizliklerden kaçınmakla yükümlü kılınmaktadır. Aynı sûrenin 3. âyetinde de “eğer adâlete riâyet edemeyeceğinizden korkuyorsanız bir kadınla evlenin…” buyuruluyor. Bir kadınla yapılan evlilik birliği içinde de tarafların hak ve adâlete tam (ideal) olarak riâyet etmeleri zordur, aksi de ihtimâl dahilindedir; ama âyet “bu takdirde hiç evlenmeyin” demiyor. İlgili âyetlerin tamamını gözönüne aldığımızda şöyle bir yol çizildiği anlaşılıyor: Evlenirsiniz, denersiniz, aksaklıklara sabır ve tahammül gösterirsiniz, tahammül sınırını aşarsa aile meclisi ve hakemlere başvurarak ıslâh yolları ararsınız, yine de sürdürmek mümkün olmazsa ayrılır, başka eşler edinerek sürdürebileceğiniz bir evliliği ararsınız. Sonuç olarak: İdeal evlilik yoktur, ortalama veya asgarî şartların gerçekleştiği veya mecbûriyetlerin bulunduğu, bu sebeple sürdürülebilen evlilikler vardır.

    Kadın ve erkeğin birlikteliğinin meşrû dayanağı olan nikâh öncesinde, sağlıklı bir evliliğin oluşması için nelere dikkat edilmesi gerekir? Küfüv (denklik) neleri kapsar? Erkek ve kadının birer mücahid ve mücahide olmaları, kendilerini böyle adlandırmaları yanında dünyevî donanımların (bilgi, meslekî formasyon, maddî imkânlar, vs.) önemi nedir?
    a) Sağlıklı bir evliliğin oluşabilmesi için nikâhtan önce dikkat edilmesi gereken hususlar, başvurulması kaçınılmaz, yahut faydalı olan tedbirler vardır: Biri kadın, diğeri erkek de olsa iki insanın ve iki müslümanın, belli şartlara ve sınırlara riâyet ederek görüşmesi, konuşması, tanışması caizdir. Eğer bir kadınla bir erkek, evlenmek maksadı ile tanışmak ve görüşmek istiyorlarsa, şerîat sınırları biraz daha gevşemekte, görülebilecek yerler ve şehvet duyma ihtimâli bulunsa bile bakma konularında ruhsatlar getirmektedir. Şerîatın bu müsâmahası bile nikâhtan önce tarafların birbirini görmesi ve tanımasının ne kadar önemli olduğunu anlatmaya kâfidir. Bu görme ve tanımanın sınırı, ruhsatları aşmamaktır. Umûma açık yerlerde, başkalarının da bulunduğu evlerde, gerektiğinde -bu yerlerde- başbaşa kalarak tarafların birbirini görmesi, konuşması, birbirlerinin dünya görüşleri, zevkleri, evlilikten beklentileri, alışkanlıkları… gibi konularda bilgi alışverişinde bulunmaları elzemdir. Bu ölçüde bir görüşme, konuşma ve tartışma taraflara, sağlıklı bir evlilik birliğinin kurulmasının mümkün ve muhtemel olup olmadığı konusunda yeterli kanâat verir. Bundan ötesi hem gerekli değildir, hem de mümkün değildir. Meselâ günümüzde flört kelimesi ile ifade edilen ve İslâmî sınırları aşan görüşmeler, beraberlikler, âdetâ deneme evlilikleri taraflara, gelecek hakkında -İslâm’ın tecviz ettiği görüşmeden daha çok ve daha kesin- bilgi ve kanâat veremez. Tecrübe göstermiştir ki, evlilikten öncesi ile evlilikten sonrası arasında tarafların duygu ve davranışlarında farklılıklar ortaya çıkmakta, yahut oluşmaktadır. Bu sebepledir ki, flört sonrası evlenen çiftler arasında da birçok geçimsizlik ve boşanma örnekleri yaşanmaktadır. Orta yol, genel bir kanâat elde edecek kadar görüşme ve tanışmadır; bu kadarına da İslâm izin vermiştir, hatta bunu tavsiye etmiştir.
    b) Kefâet (denklik) şartı yerinde olmakla beraber bu şartın içeriği sabit değildir, değişkendir. Bu sebepledir ki, ilgili tavsiyeler denklik üzerinde durmuş, fakat denkliğin içeriği konusunda kesin, değişmez, detaylı açıklamalar getirmemiştir. Denklik örf ve âdete, tarafların bilgi ve kültür seviyelerine, gördükleri eğitime, benimsedikleri değerler sistemine göre değişik tablolar oluşturmaktadır. Objektif ve bağlayıcı denklik şartları, akdin kuruluş ve sıhhat şartları arasına girmiştir. Müslüman kadına, müslüman olmayan erkek -serveti, makâmı, soyu, boyu ne olursa olsun- denk olamaz (bunların evlenmeleri caiz değildir.) Gene umûmî bir tavsiye olarak Hz. Peygamber (s.a.v.) eş seçiminde soy, güzellik ve zenginlikten önce dindarlık ve ahlâkın aranmasını istemiştir. Din, dîni yaşama ve ahlâk bakımlarından denklik sağlandıktan sonra detaylar, yorumlar, zevkler, beklentiler, kültür seviyesi, sosyal itibar gibi denklik faktörleri aranmalıdır. Bu vasıflarda ve kademelerde denkliğin, sağlıklı ve sürekli bir evlilik birliğinin kurulmasında ihmâl edilemez etkileri ve katkıları vardır.
    c) Cihadın öncelikli ve herkese farz olanı vardır, böyle olmayanı vardır. Cephede olanı vardır, müslümanın kendi evinde, işinde, eğitiminde ve toplumunda olanı vardır. Birisi Allah Rasûlü’ne (s.a.v.) gelerek hicret ve cihad üzerine and içmek, yeminle bağlanmak (bey’at etmek) istediğini söylemişti, Rasûlullah (s.a.v.) ona, ana-babasının hayatta olup olmadıklarını sordu, hayatta olduklarını öğrenince “Geri dön ve onlara iyi bak, cihadını bu şekilde yap” buyurdu.58 Bir hadîs-i şeriflerinde “Dullar, yetimler ve fakirler için koşuşturan kimseler, Allah yolunda cihad edenler gibidir.”59; bir diğerinde “Mücâhid nefsi ile cihad edendir”60 buyurdular. Kadınlardan birisi kendisinden cihad için izin istediğinde cevabı şöyle oldu: “Sizin cihadınız hacc ibâdetidir.”61 Bu nasslardan ve irşâdlardan hareketle şu sonuca varmak mümkündür: Erkek olsun, kadın olsun mükellef bir müslümanın üzerinde Allah’ın, kendisinin, akrabasının, kocasının, çocuklarının, toplumunun ve insanlığın hakları vardır. Bu haklar çatıştığı zaman da öncelikler vardır. Bu öncelikler kişinin durumuna ve ihtiyaca göre değişir. Bütün bunları hesaba katmadan belli bir cihad çeşidine öncelik vermek ve diğer hakları ihmâl etmek çoğu kez nefsâniyetten kaynaklanır, gösteriş zevkinden güç alır, insanı dünya ve âhiret hayatında hüsrana maruz bırakır. Evlilik Allah’ın emri, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sünnetidir, iyi niyetle, Allah’a kulluğun bir vesilesi ve gereği olarak yapılan evlilikler bir nevi ibâdettir. Böylesine önemli ve değerli bir birliğin semeresini verebilmesi için taraflarına, karşılıklı yükümlülükler getirilmiştir. Bu yükümlülükleri hakkıyle yerine getirmek bilgi, eğitim, formasyon ve gayret ister. Bunların edinilmesi ve vazifelerin îfâsı Allah’ın rızâsını celbeder. Karı veya koca, öncelikli vazifesi aileye karşı yükümlülüğü ile ilgili iken bunu bırakır, başkalarının da yaptığı ve yapabileceği hizmetler (cihad) peşinde koşarsa, Allah Rasûlü (s.a.v.) ona: “Önce ailene karşı vazifeni yerine getir” buyurur.
    “Onlar ki verir lâf ile âlemde nizâmı
    Binlerce teseyyüb bulunur hânelerinde.”
    beyti de böylelerinin davranış bozukluğunu dile getirir. Normal durumlar için cihad sıralaması: Nefsini yola getirmeye çalışmak, ailesine karşı yükümlülüklerini yerine getirmek, yakından uzağa topluma karşı vazifelerini yapmak, farz-ı kifâye olan İslâmlaşma ve İslâm’ı koruma çalışmalarına katılmak şeklinde olmalıdır. Fevkalâde hâllerde -dînin korunmasını istediği temel değerlerden biri tehlikeye mâruz kaldığında- sıra değişebilir.

    Pratikte kadın ve erkek birbirlerine hayatlarında nasıl bir yer biçiyorlar; birinin diğerinin hayatındaki yeri nedir?
    Pratikte kadın ve erkeğin birbirlerine hayatlarında biçtikleri veya verdikleri yer yine topluma, örf ve âdete, değerler sistemine, kültür ve medeniyet seviyesine, kişiliklere… göre değişkenlik arzetmektedir. “Bir müslümanın hayatında eşine verdiği yer, ayırdığı rol ne olmalıdır?’ sorusuna şu cevabı vermek isterim: Allah’ın kulundan istediklerini yerine getirme konusunda ve mutluluk arayışında en yakın yardımcı, yol arkadaşı ve dayanışma elemanı rolü. Her biri diğerinden, kâbiliyeti ve gücü nisbetinde bu yardımı, dostluğu ve dayanışmayı beklemeli, karşısındakine bu fırsatı tanımalıdır.

    Eşlerin uyumu her konuda aynı fikirde olmak mıdır? Ailede çoğulculuk olabilir mi? Bunun sınırlarını belirlemek gerekir mi?
    Eşlerin uyumlu olmaları, her konuda aynı fikirde olmalarının ne sebebi, ne de sonucudur. Yani eşlerin uyumlu olmaları, her konuda aynı fikirde olmaları sonucunu doğurmadığı gibi, her konuda aynı fikirde olmak uyumlu bir aile hayatının sebebi olmayabilir. Birlik, beraberlik, dayanışma, uyum konularında çokça başvurulan bir ölçü “asgarî müşterek”tir. Evlilik birliği içinde de uyumun şartı olan bir “ortak görüş, düşünüş, zevk ve değerlendirme sâhası” vardır. Bunun din ve imanla ilgili olan kısmını Allah Teâlâ evliliğin sıhhat şartı kılmıştır. Ahlâk ve iffet anlayışı konusunda da “Zînâ eden erkek ancak zînâ eden veya Allah’a başkasını ortak koşan bir kadınla evlenir; zînâ eden kadını da ancak zînâ eden veya Allah’a şirk koşan bir erkek nikâhlar”62 buyurmuştur. Şu hâlde iman ve ahlâkın temellerinde buluşmayan bir çift arasında uyum kurulamaz. Asgarî müşterekin boyutlarını şöyle bir ölçü içinde görmek mümkündür: Dinde tartışma götürmeyen iman, ibâdet, ahlâk ve nizam prensipleri vardır; bunlar icmâ’a konu olmuş ve bütün müslümanlar tarafından benimsenmiştir; bu konularda farklı düşünce ve görüş taşıyanlar arasında uyum kurulamaz. İctihada, yoruma, tercîhe, zevke, tartışmaya açık bırakılan konularda ise farklı fikir ve görüşler hayata renk katar, değişiklik ve zenginlik getirir. Tabîî bunun ön şartı İslâm insanında bulunması gereken hoşgörüdür, gönül zenginliğidir, nefs-i emmâre esaretinden kurtulmuş olmaktır.

    İslami evlilik Benzer Yazılar

    ORUC Oruç, fecir (imsak) vaktinden günesin batimina kadar geçen süre içinde yeme, içme ve cinsel arzulardan uzak durmaktir. Akilli ve bulug çagina
    Namazın farzları Sual: Namazın farzları nelerdir? CEVAP Namazın farzları 12’dir. Bunların altısı içinde, altısı dışındadır. Dışındaki
    32 Farz Nelerdir Her müslümanın 32 farzı bilmesi gerekir. 32 farz aşağıdaki gibidir; İmanın şartı: Altı (6) İslamın şartı: Beş (5) Namazın
    İMANIN ŞARTLARI 1-Allah’ın birliğine inanmak. 2-Meleklere inanmak. 3-Kitaplara inanmak. 4-Peygamberlere inanmak. 5-Ahiret hayatına inanmak. 6-Hayır
    Takdim İslâmı yaşamak gerçekten bir sanat, bir maharet; ustalık isteyen bir sırdır. Sanat bir güzelliğin ifadesi ise, İslâm, yaşanmakla estetik

    Toplam 0 Yorum Yapılmış

    Alttaki formu doldurup yorumunuzu ekleyebilirsiniz




    İslami evlilik Etiketler

    konyasohbet konyachat sohbet chat konyachat aşksözleri güzel sözler mynet okey